Tüp Bebek Uygulamasının Riskleri

Tüp bebek ilk defa 1978 yılında İngiltere”de Edwards ve Steptoe, mikroenjeksiyon (ICSI) ise 1992”de Belçika”da Palermo tarafından uygulanmıştır. Mikroenjeksiyon uygulaması erkek kısırlığında bir devrim olarak kabul edilmiş ve daha önce çocuk sahibi olması mucizelere bağlı olan birçok çift şu anda kadın yaşına bağlı olmak üzere % 60-70”lere varan oranlarda gebe kalabilme olanağına sahip olmuşlardır.

Her yeni teknikte olduğu gibi tüp bebek ve özellikle mikroenjeksiyon için teorik bazı risklerin olduğu yöntemin ilk uygulanmaya başladığı andan itibaren tartışılmaya başlanmış ve aradan geçen 11 yıla karşın halen tartışılmaktadır. Özellikle mikroenjeksiyonun yeterli hayvan deneyi olmadan insan üzerinde uygulanması bu konudaki tartışmaların daha yoğun olmasına neden olmuştur. Genel olarak tüp bebek uygulamasının riskleri uygulamaya bağlı ve çocuk sahibi olmama nedenlerine bağlı potansiyel riskler olarak iki grupta incelenebilir:

Uygulamaya Bağlı Potansiyel Riskler:

Ovarian Hiperstimülasyon Sendromu: Tüp bebek uygulamaları sırasında yumurtalıkların uyarılması için verilen ilaçlar bazen yumurtalıkların çok aşırı uyarılmasına ve sonuç olarak hiperstimülasyon adı verilen tabloya neden olabilir. Genel olarak tüp bebek uygulaması sırasında hastaların % 0.1-0.2′’sinde bu tablo görülebilmektedir. Özellikle polikistik over sendromu olan, zayıf ve genç hastalarda bu risk daha yüksektir. Hafif formunda sadece yumurtalıklarda büyüme gözlenirken, şiddetli formunda kanda pıhtılaşma olması ve bunun akciğerlere atması gibi ciddi klinik tablolar görülebilmektedir.

Yumurtalık Kanseri
: Hastaların en çok merak ettikleri konuların başında bu ilaçların ileride kansere yol açıp açmadığıdır. Aslında yumurtalık kanserinin oluşum mekanizması gözönünde bulundurulduğunda teorik olarak kullanılan ilaçların kanser riskini artırabileceği düşünülebilir. 1992 yılında yayınlanan bir yazıda kullanılan ilaçların kanser riskini artırdığı öne sürülmüş ve bu konuda büyük bir sansasyona neden olmuştur.

Ancak daha sonra yayınlanan bir çok çalışmada böyle bir risk artışı olmadığı görülmüştür. Bu grup hastalarda kanser riskindeki artışın kullanılan ilaçlara değil, çocuk olmamasına neden olan faktörlere ve çocuk doğurmamaya bağlı olduğu düşünülmektedir.

Meme Kanseri: Yine tedavi sırasında artan hormon düzeylerinin meme kanseri riskini artırabileceği düşünülmüş, ancak böyle bir ilişki ortaya konamamıştır.

Yumurta Toplanması İşlemine Bağlı Riskler: Tüp bebek uygulaması aşamalarından birisi olan yumurta toplama sırasında bir iğne ile genellikle vajinal, nadiren laparoskopik olarak yumurtalıkların içerisine girilerek yumurtalıklar toplanmaktadır. Bu yapılan işlem sırasında kanama ve % 0.03-0.3 oranında enfeksiyon görülebilir.
Mikroenjeksiyon işlemi sırasında yumurtalığın içerisine yabancı bir madde geçişi olabilir ve oluşabilecek embryonun genetik yapısını bozabilir. Ayrıca kültür ortamındaki maddeler de yumurtaların içerisine girebilir. Mikroenjeksiyon sırasında yumurtalarda zedelenme görülebilir.

Normalde mitokondrial DNA sadece anneden bebeğe geçmekte ve babadan gelen DNA döllenme işlemi sırasında yokolmaktadır. Ancak mikroenjeksiyon uygulamasında teorik olarak babadan da mitokondrial DNA geçişi olabilir ve bu da klinik olarak doğan bebeklerin erken yaşlanmasına neden olabilir.

Çocuk Olmamasına Neden Olan Faktörlere Bağlı Riskler

Çocuk sahibi olamama nedenlerinin % 40-50′’sini erkeğe bağlı faktörler oluşturmaktadır. Sperm sayı, hareket ve şeklinde bozukluk olan hastalarda bu bozukluğun şiddetine bağlı olarak artan oranlarda kromozom bozuklukları veya kromozomal olmayan bazı bozukluklar daha sık görülmekte ve bunlarında potansiyel olarak bebeğe geçebileceği düşünülmektedir.

Yapılan çalışmalarda sperm parametreleri normal olmayan hastalarda kromozom bozuklukları, Y-kromozomunda eksiklikler, doğuştan tıkanıklığa bağlı hiç spermi olmayan grupta kistik fibrozise yol açan gen mutasyonu ve erkeklik hormonunun etkisine direnç gibi bazı bozuklukların daha sık görüldüğü ve bunları potansiyel olarak bebeğe geçebileceği düşünülmüştür. Bunların sonucunda bebeklerde kistik fibrozis, kromozomal anomali ve doğacak erkek çocuklarında da kısırlık olabileceği düşünülebilir.

Yorum yapın

You must be logged in to post a comment.

Reklam
Son Yazılar
Etiket Bulutu
agız kokusu AIDS Akciğer akciğer kanseri Akut alkol alzheimer Alzheimer hastalığı anne ve bebek anne ve bebek sağlığı Anne ve Çocuk anne ve çocuk sağlığı A vitamini Ağız sağlığı Ağız ve Diş Sağlığı bakteriler Bal basur bağışıklık bağışıklık sistemi bağışıklık sistemini güçlendirmek Baş Ağrısı bebek sağlığı Beslenme beslenme alışkanlıkları Bitkiler bitkisel brokoli Bronşit böbrek yetmezliği BİR ceviz cilt Cilt Bakımı cilt kanseri cilt sağlığı Cinsel ilişki cinsel isteksizlik Cinsel Sağlık cinsel sorunlar Cinsel yaşam cinsel yolla bulaşan hastalıklar damar sertliği dengeli beslenME Depresyon Dermatolog diyabet diyet Diyetisyen diyet yöntemleri diş bakımı Diş fırçalama Diş fırçası Diş Gıcırdatma diş ipi Diş sağlığı Diş taşları diş temizliği diş çürükleri diş çürümesi domuz gribi doğal doğal besinler doğru beslenme Doğum kontrol hapları D Vitamini egzama egzersiz ELMA epilasyon Erkek Sağlığı Estetik ve Güzellik Faydaları fizik tedavi fosfor gebelik Genel Sağlık grip göz sağlığı hamilelik Hastalığı Hazımsızlık hemoroid Hipertansiyon kabızlık Kadın Sağlığı kahve Kalp hastalıkları kalp krizi kalp sağlığı Kalsiyum kanser KANSIZLIK KARŞI kemoterapi Kilo almak kilo verme Kilo vermek koruyor Kulak Kuru Ciltler kusma magnezyum mantar hastalığı Meme Kanseri Meyan Kökü MEYVE Meyve suyu Migren obezite Omega-3 yağ asitleri Ozon potasyum prostat kanseri protein radyoterapi Ruh Sağlığı Saç Bakımı saç dökülmesi SAĞLIKLI sağlık Sağlık Bakanlığı Sağlıklı beslenme selülit Sertleşme Sorunu ses sigara sigara kullanımı Sigarayı sinüzit stres Süt tansiyon Tedavisi uykusuzluk Ve yağlı saçlar yorgunluk yüksek tansiyon Zarı zayıflama Çocuk Sağlığı Östrojen çay öksürük İltihabı İçin Şeker Şifalı Bitkiler şeker hastalığı



Vitamin Marketi Vpills, V-pills ender saraç evden eve nakliyat sağlık,diyet